Postmodernizm kelime manası olarak modernizm sonrası demektir. Ama kelimenin tam anlamı hususunda açık ve net bir tanım olmaması, kavramın içeriği hakkında tartışmalar olmasına yol açmıştır. Hakkında çok farklı görüşler ortaya atıldıysa da görüş birliğine varılamamıştır. Postmodernizmi anlamak için modernizmden yola çıkarak kavramları karşılaştırmak, kelimenin köklerinin de gösterdiği yoldan ilerlemek olacaktır. Postmodernizm, bir kısım insan tarafından modernizmin temellerine tamamıyla zıt olarak görülse de modernizmle iç içeliği de göz ardı edilmemelidir. Nitekim modernizmden postmodernizme geçişte kesin çizgilerin olmaması da postmodernizmin kavram karmaşasının sebeplerinden biri olmuştur. Postmodernizmle modernizmin belli özelliklerine karşı çıkılması göz önüne alınarak, aslında postmodernizmin modernizmin içinden doğduğu, yani modernizmin bir adım ilerisi olduğu sonucuna varılabilir (Bayram 37). Postmodernizmin, modernizmden kopma olduğunu savunanlar olduğu gibi modernizmin kendi içindeki bir eleştiri olduğunu iddia edenler de vardır (Huyssen 108).
Modernizm ve postmodernizm ilişkisini anlamak için yazıda ilk olarak Aydınlanma ile doğan modernizm anlatılmaya çalışılacak, sonrasında postmodernizmi doğuran koşullardan bahsedilecek ve postmodernizmin modernizmle karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır. Son kısımda ise postmodernizmi savunan ve eleştiren öncü düşünürlerin öne çıkan görüşlerine yer verilecektir.
A. Modernizm ve Aydınlanma
“Modern” kelimesi ilk olarak 5. yüzyılda kullanılmış, sonrasında da içeriği değişime uğramış olmasına rağmen hep bir yenilikçi tavrı belirtmek için kullanılmıştır (Aksoy ve Aksoy 58). Fakat postmodenizmle gelinen noktada bu ilişki tersine dönmüş ve geride bırakılan şey modernizmin kendisi olmuştur. Öyleyse postmodernizmle geride bırakılan, modern olan nedir? Avrupa’da 17. yüzyılda meydana gelen teknolojik birikim ve ekonomik büyüme, toplumları adına “modernleşme” denilen kurumsal ve kültürel bir değişim sürecine soktu. Çünkü Aydınlanma “ varolan totaliterliğe, kastçı-feodal toplum yapısına, baskıcı dinsel dünya görüşüne karşı yeni olgunlaşmakta olan burjuvazinin yönettiği özgürleşme hareketidir”(Aslan ve Yılmaz 95). Bu hareket Jeanniere’nin “Modernite Nedir?” yazısında devrim olarak nitelendirdiği dört aşamada gerçekleşmiştir: Bilimsel, siyasal, kültürel, teknik ve endüstriyel devrimler (16). Böylelikle tanrısal olduğuna inanılan bilgiden uzaklaşılmış, akıl ve deney bazlı, tamamen insanî bilgi önem kazanmıştır, bu bağlamda modernizmle epistemolojik bir değişimin gerçekleştiğini söylemek de mümkündür.
Devrimlerin ve Aydınlanma’nın temelinde ise anahtar kavram “akıl” olmuştur. Kant bu durumu Aydınlanma ile insanın aklının her yanını, her yerde başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın özgürce kullanması olduğunu, bu yüzden Aydınlanma için özgürlükten başka bir şeyin gerekmediğini (aktaran Kızılçelik 87) belirterek aklın Aydınlanma’da ki önemini de ortaya koymuştur. Buradan yola çıkılarak modernizmin temel felsefesinin Rasyonalizm yani bilimsel bilginin tek doğru olduğu inancı olduğu söylenebilir. Diğer öne çıkan bir özelliği ise devamlı ileri gitmeyi vadetmesidir. Aydınlanma Dönemi’nde insanlar içinde bulundukları geri kalmışlığın sebebi olarak hurafeleri ve bağnazlıkları görmüştür. Nesrin Kale’nin ifadesiyle modernizm ise “toplum bilimlerinde insan uygarlığının genellikle sanayileşme ve laikleşme aracılığıyla uğradığı ekonomik, siyasal ve toplumsal bir dönüşümdür” (Kale 32), ve bu dönüşümün temeli her zaman daha iyiye ilerleme olgusudur. Modernizm doğrusal gelişmeye, mutlak doğrulara inançla, toplumsal düzenin rasyonel biçimde planlanmasıyla, bilgi ve üretimin standartlaştırılmasıyla özdeşleştirilir (Harvey 21). Bilimle bulunan bilginin, mutlak gerçek olduğunu savunmak aynı zamanda ideal toplum düzeninin var olduğuna inanmayı da beraberinde getirmiştir. Bu durum ise postmodernizmde “meta-anlatı” denilerek eleştirilen anlatıların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
B. Modernizmden Postmodernizme
Postmodernizm ilk olarak mimaride ortaya çıkmış sonrasında birçok yerde varlığını göstermiştir. Postmodernizm oldukça muğlak bir ifadedir. Postmodernizmin ortaya çıktığı koşullara bakacak olursak Birinci Dünya Savaşı sonrasında başlayarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hızlanan toplumların yeniden yapılanma hareketi, yerleşmiş inançların, zihniyetlerin sarsılmasına neden oldu. Modernizmin rasyonalizmle daima iyiye ilerleme iddiası özellikle İkinci Dünya Savaşı’nda Hiroşima gibi bilimin savaş teknolojilerinde kullanılmasıyla çok büyük darbe yemiştir. Bu bağlamda postmodernizmin çıkışı modernizme alternatif arayışından doğmuştur denilebilir. Hilmi Uçan’ın ifadeleriyle postmodernizm, “modern ve teknolojik bir çağda yaşayan sürekli ihtiyaç üretildiği için hep muhtaç konumda olan insanın bir çıkış yolu, bir rahatlama arayışıdır, bir savrulmadır” (2292). Modernizmin İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan toplumsal sorunları çözememesi, ilerleme vaatlerini gerçekleştirememesi toplumları yeni arayışlara itti. Sonuçta modernizmin felsefesine başkaldırı ve eleştirisi olarak postmodernizm ortaya çıktı. Modernizmden bir kaçış yolu olarak ortaya çıkan fakat muğlak bir kavram olan postmodernizmi, modernizmle karşılaştırmalı ele alıp farklılaşan yönlerini ortaya koyarak kavramı anlamaya çalışmak postmodernizmin anlaşılmasında yardımcı olacaktır.
C. Modernizm vs Postmodernizm
Postmodernizm, modernizmin pozitivist ve ampirik fikirlerine (bilimsel bilginin üstünlüğü, pozitif bilimler, endüstriyalizm vs.) karşı öznelliği, belirsizliği, çok sesliliği ve tek doğrunun olmayışını savunmuştur. Modernizmle, tanrının merkezi olduğu kutsal bir düzenden, insanın ve bilimsel bilginin merkezi olduğu bir düzene geçilmiştir. Postmodernizm de ise ne tanrı ne de insan merkezdedir; artık çok sesli, yani çok merkezli bir sisteme geçilmiştir. Bu duruma bir bilginin diğerinde daha üstün olmayışından ötürü merkezsiz bir düşünce sistemi de denilebilir. Modernizmi açıklarken bahsettiğimiz epistemolojik değişimin modernden postmoderne geçişte de yaşandığı görülür.
Postmodernizmin modernizmden farkı, daha net anlaşılabilmesi için örneklerle açıklanacaktır. İlk olarak bilime bakışları üzerinden örneklendirilecek olursak, modern dönemdeki Newton’un “Genel Çekim Kuramı” ile sonrasındaki Niels Bohr’un Quantum Kuramı ele alınmalıdır. Newton, evrendeki her şeyin mükemmel bir ilişkisi olduğunu iddia ederken; Quantum Kuramı’na göre atom parçacıklarının arasında nedensel değil rastlantısal bir ilişki vardır. “Newton fiziğinin etkisi ile yerleşen ortak algı, deneyci ve pozitivist gerçeklik anlayışı modernizmin temellerini oluşturur” (Tek 4), ama modernizmin nedensellik ve pozitivist anlayışı Quantum fiziği ile sarsılmış, sonrasında ise Einstein’ın Görecelik Kuramı ve Heisenberg’in Belirsizlik Kuramı ile tek doğrulu bilginin yanlışlığı ispat edilmiştir. Böylelikle bilimde modern bilgi anlayışı yerini postmodern bilgiye bırakmıştır.
Modernizm, meşruiyetini teolojiden alan kilise kaynaklı bilginin sorgulanmaksızın kabulüne başkaldırıdır. Nitekim fizikte bahsi geçen kuramlarla modernizmde yerleşik kuramların yıkılması örneğinde görüleceği gibi modernizm bir zaman sonra kendi ürettiği bilgiye eleştirel gözle bakmaya bırakmıştır. Modern bilim nesnelliğiyle ön plana çıkmış olsa da tıpkı Aydınlanma’dan önce kilise gibi “hakikatin tekeline kendisinin sahip olduğunu” (Aslan ve Yılmaz 101) iddia etmeye başlamıştır. Postmodernizmin modernizmi eleştirdiği noktalardan biri de modern bilime eleştirellikten uzak bir biçimde güvenilmesidir. Çünkü postmodernizm genel geçer bilgiye karşı çıkmış, her bilginin başka bir bilgi tarafından yanlışlanabileceğini savunmuş, modernizm gibi kesin olmaktan kaçınmıştır.
Her sorunun tek bir doğru cevabı olmadığını savunan postmodernizm, modernist büyük anlatıları da eleştirmiştir. Modernizmin tek sesliliği aynı zamanda ideal toplumun olabileceğini olan inancı kuvvetlendirmiştir. Bu yüzden ideal toplum üzerine büyük anlatılar oluşturulmuştur. Fakat toplumların kurtuluş ümidi olan birçok büyük anlatının tökezlemesinin yarattığı hayal kırıklığı insan merkezli bu modern projelere bütünüyle bir isyan atmosferi oluşturmuştur. Yani postmodernizm Marx’ın büyük özgürleşme anlatısına, Freud’un Psikanalitik Terapi’sine ve Darwin’in Evrim Teorisi’ne ve bunlara benzer total anlatılara ve yasalara karşı çıkmıştır (Kızılçelik 89).
D. Postmodernist Düşünürler
Postmodernizm, süreç içinde gelişen bir durum olsa da bazı düşünürler tarafından geliştirilmiştir. Postmodernizmin düşünce öncüleri Kellner’ın belirttiği üzere Baudrillard, Lyotard, Deleuze/Guattari, Roland Barthes, Ferdinand de Saussure, Henri Lefebvre ve Guy Debord’dur (230). Bu kişiler postmodernizmi anlamaya ve açıklamaya çalışmış, üstüne çalışmalarda bulunmuştur.
Baudrillard’a göre modern toplum endüstri sebebiyle temeline sürekli üretimi koymuştur. Postmodernizm ise “ne iyimserdir, ne kötümserdir, sadece yıkıntılardan artakalanlarla oynanan bir oyundur” (236). Yani Baudrillard’a göre artık modernizmdeki gibi bir üretim gerçekleşmez, zaten üretilmiş olan bir araya getirilir ve bunlarla oynanır. Bir diğer düşünür ise Feyerabend’dir. Modernizmi bilimsel bilgiyi sorgulamaksızın kabul etmesiyle eleştirir. Bilimin modern dönemdeki baskıcı otoriter havasına karşı anarşist bir çıkış yapar. Ünlü bir postmodern düşünür olan Derrida ise Feyerabend’in ortaya attığı fikirleri daha sistematik bir hale getirmeye çalışmıştır ( Aslan ve Yılmaz 103).
Bu konuda öne çıkan bir diğer isimse Postmodern Durum adlı yapıtıyla postmodernizmi ele almış Lyotard’dır. Postmodernizmi “durum” olarak nitelendiren Lyotard, genel olarak modernizmin rasyonalizmine ve bunun bir ürünü olan “meta-anlatı” dediği ideal toplum düzenini öngören anlatılara karşı çıkmıştır. Lyotard eserinde postmodern bilgiyi “modern süreçte oluşan bilimsel bilgi tekeline karşı bir özgürleşim çabası” olarak nitelendiriyor (9). Eserde ön plana çıkan meta anlatılara karşı olan tutumu ise şu ifadelerle anlaşılabilir: “Gelin bütünlüğe karşı bir savaş başlatalım, gelin sunulmayana tanıklık edelim, farklılıkları etkin kılalım” (159). Bu ifadesinde modernizmin bütünleştirici düşünce biçimine (Marksizm gibi) başkaldırır, artık meta-anlatıların geçerliliklerini yitirdiğini vurgular.
E. Postmodernizmi Eleştirenler
Postmodernizmi modernizme bir başkaldırı olduğunu iddia eden postmodernistlerin yanında, postmodernizmi eleştiren modernistler de vardır. Bu konuda öne çıkan isimler Giddens Modernliğin Sonuçları ile, Agnes Heller ve Ference Feher Postmodern Politik Durum ile, Gellner Postmodernizm, İslam ve Us ile, Habermas ise Tamamlanmamış Bir Proje ile postmodernizme karşı eleştirel düşüncelerini ortaya koymuştur.
Giddens’a göre postmodern dönem sanılan dönem, aslında modernizmin sonuçlarının radikalleşip evrenselleştiği bir dönemde yaşanıyor (aktaran Kızılçelik 88). Çünkü bugünkü dünyayı oluşturan ulus-devlet sistemi, kapitalist dünya ekonomisi gibi yapılanmalar aslında modernizmin ürünüdür ve günümüzde hala etkin haldedirler. Bu çerçevede modernliğe sırt çevrildiğini söylemek yanlıştır. Heller ve Feher ise eserlerinde postmodernizmin aslında modernizme atfedilen sorunlarla sorunu olanların, modernizmi suçlamak için ortaya attığını savunur. Onlara göre postmodernizm, “modernizmin içinde daha dar kapsamlı zaman ve mekândır” (Heller ve Feher 7).
Postmodernizmi modernizmin devamı olarak gören bir diğer düşünür ise Habermas’tır. Eserinde modernizmin tamamlanmamış bir proje olduğunu, hala gelişmekte olduğunu savunmaktadır (Kellner 251). Tıpkı Giddens gibi Habermas’a göre de postmodernizmin unsurları olarak görülen unsurlar aslında modernizmin içinde vardır. Diğerlerinin aksine Gellner ise postmodernizmi çok ağır bir şekilde eleştirir, postmodernizmin “saçmalık” olduğunu çünkü temelindeki çoğul gerçeklik fikrinin yanlış olduğu belirtir. Bu düşüncelerini şu şekilde belirtmiştir:
“Postmodernizm bütün insanların eşit haklara sahip oldukları fikrine gönderme yapıyor. Madem bütün insanlar eşit haklara sahiptir, o halde bütün inanışlar eşit ölçüde doğrudur, demeye getiriyor. Bu tam bir saçmalıktır. Çünkü bazı inanışlar doğrudur, diğerleri değildir. Postmodernizm çok yanlış olduğu gibi; feci derecede cilalı, anlaşılması mümkün olmayan bir yazın üretti. Posmodernizme şiddetle karşıyım”
Diğer bir eleştirisi ise postmodernizmin sistematik bir teorisinin olmayışınadır. Çünkü ne Derrida ne de Lyotard’ın bu konudaki çabaları yeterli derece tatmin verici olamamıştır. Genel manada modernistlerin postmoderne karşı eleştirileri postmodernizmin modernizm üzerinde “asalak” konumunda oluşundan doğmaktadır (Aslan ve Yılmaz 105). Çünkü postmodernizm, modernizmin sorunlarıyla beslenir ve modernizme başkaldırı niteliğinde doğmuştur.
Sonuç
Aydınlanmayla, Ortaçağ’ın teolojik temelli dogmatik bilgisine bir başkaldırı olarak doğan modernizm, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çıkan toplumsal sorunlara çözüm olamamıştır. Bu durum ortaya postmodernizmin çıkmasına neden olmuştur. Postmodernizm ise tam bir tanıma sahip olmamakla beraber genelde modernizm eleştirisiyle var olmuştur. Bu sebepten dolayı postmodernizmin modernizme karşı ortaya çıkmış bir durum olduğunu savunanlarla beraber, aslında modernizmin içinde yer alan daha dar kapsamlı bir eleştirinin ürünü olduğunu savunanlar da mevcuttur.
Kaynakça
Aksoy, Nazan ve Bülent Aksoy. “İki Aydınlanma”. Birikim 33 (Ocak 1992), 58-61.
Aslan, Seyfettin ve Abdullah Yılmaz. “Modernizme Bir Başkaldırı Projesi Olarak
Postmodernizm”. C. Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi 2 (2001), 93-108.
Bayram, Yavuz. “Postmodernizm (Modernizm Ötesi)”. Baykara 5 (Sonbahar 2007), 37-9.
Harvey, David. Postmodernliğin Durumu. Çev. Sungur Savran. İstanbul: Metis Yayınları,
1997.
Heller, Agnes ve Ference Feher. Postmodern Politik Durum. Çev. Şükrü Argın ve Osman
Akınhay. Ankara: Öteki Yayınları, 1993.
Huyssen, Andreas. “Postmodernin Haritasını Yapmak”. Modernite versus Postmodernite.
Der. Mehmet Küçük. Ankara: Vadi Yayınları, 1993.107-135.
Jeanniere, Abel. “Modernite Nedir?”. Modernite versus Postmodernite. Der. Mehmet Küçük. Ankara: Vadi Yayınları, 1993. 15-25.
Kale, Nesrin. “Modernizmden Postmodernist Söylemlere Doğru” . Doğu Batı 19 (Yaz 2002), 32-33.
Kellner, Douglas. “Toplumsal Teori Olarak Postmodernizm: Bazı Meydan Okumalar ve
Sorunlar”. Modernite versus Postmodernite. Der. Mehmet Küçük. Ankara: Vadi Yayınları, 1993. 220-255.
Kızılçelik, Sezgin. “Postmodernizm: ‘Modernlik Projesine’ Bir Başkaldırı”. Türkiye Günlüğü 30 (Güz 1994), 86-96.
Lyotard, Jean-François. Postmodern Durum. Çev. Ahmet Çiğdem. Ankara: Vadi Yayınları,
1997.
Tek, Akın. “İhsan Oktay Anar’ın Romanlarında Üstkurmaca.” Yüksek lisans tezi, Boğaziçi
Üniversitesi, 2003.
Uçan, Hilmi. “Modernizm/Postmodernizm ve J.Derrida’nın Yapısökümcü Okuma ve
Anlamlandırma Önerisi”. Turkish Studies 4 (Güz 2009), 2283-306.