Aylak Adam Romanında Yabancılaşmaya Anlatım Teknikleri Açısından Bakış
Yusuf Atılgan, Aylak Adam romanında modernleşmiş kent hayatında kendisine yer bulamayan bir adam üzerinden modern hayatın ve dönemin sorunlarını eleştirel bir dille ortaya koymuştur. Yazar bu eserde Bay C.’nin tüm bu eksiklerin içinde tutunulacak bir dal olarak “gerçek sevgiyi” arayışını ele alır. Bay C. babasından kalan mirasla hayatını idame ettirdiği için kendine “aylak” diyen, entellektüel hazları olan, toplumsal kurallara karşı gelen, hayatı fevri şekilde yaşayan biridir. Kitap boyunca Bay C.’nin eleştirdiği sistem içinde kendi dünyasını kurma çabası ele alınmıştır. Ancak bu tutum her zaman bir arayış olarak kalmış, hiç bir zaman bulma eylemine dönüşmemiştir. Eserde modern hayatı eleştirebilmek için Bay C., dönemin modern kent hayatının en üst düzeyde yaşandığı İstanbul Beyoğlu’nda yaşayan, ama içinde bulunduğu topluluktan bir o kadar da kendini soyutlamış bir karakterdir. Böylelikle yaşadığı topluma tepeden bakarak sorunları saptayabilmektedir. Bu bağlamda, yabancılaşma kavramı karşımıza ana karakterin bir özelliği olarak çıkmaktadır.
Yabancılaşma, günümüzde genel manada “bireyin toplumsal, kültürel ve doğal çevresi üzerinde öz denetimini kaybetmesi ve giderek çaresiz kalarak yanlızlaşması” ya da “kişinin kendisini bir topluma veya bir gruba ait hissedememesi” olarak tanımlanabilir (Ofluoğlu 114). Kavram olarak ilk Hegel tarafından kullanmış, Karl Marx’ın sanayileşmeden hareketle sosyo-ekonomik temellerle tekrardan ele alımıyla modern bir anlayışa bürünmüştür. Marx, kapitalist sistemle beraber insanın, kendi ördüğü yapının egemenliğine girdiğini öne sürer. Marx’a göre, işçinin ürettiği mal ile bir kısım insan zenginleşecek böylelikle sınıflar ortaya çıkacak ve nihayetinde sınıfsal ayrılıklar toplumda yabancılaşmayı başlatacaktır (Nilüfer 42). Yabancılaşmaya farklı bir perspektiften yaklaşarak, onu sosyo-psikolojik olarak ele alarak beş olguya ayıran Melvin Seeman ise, bu olguları “güçsüzlük, anlamsızlık, kuralsızlık, topluma yabancılaşma, kendine yabancılaşma” olarak ortaya koyar.
Yabancılaşma tarihsel süreç içerisinde birçok farklı alanda görülmüş ve yorumlanmıştır. Günümüzde daha çok örneklerine rastladığımız manada modern hayatın getirdiği yabancılaşma ise sanayinin gelişimine ayak uydurmak için hızla gelişen kent hayatına insanların adapte olamayışı sonucu ortaya çıkar. İnsanlar, kalabalıklar içinde giderek yanlızlaşarak içinde yaşadıkları topluma ve kendilerine yabancılaşmaya başlarlar (Ofluoğlu 136). Aylak Adam romanını bu bağlamda ele alacak olursak, Bay C.’de “modern dünyanın ve çağın bireyselleşen, özgürleşen, özgürleştikçe tutsaklaşan, yabancılaşan ve yanlızlaşan” insanıdır. Bay C.’nin yabancılaşması eserde iç monolog ve bilinç akışıyla, diyaloglarla ve günlük tekniğiyle ortaya konmuştur.
Romanda Bay C.’nin topluma yabancılaşmasını, bilinç akışı ve iç monolog tekniğiyle gösterilmiştir. Berna Moren’e göre, bilinç akışı, “roman kişisinin kafasının içini okura doğrudan doğruya seyrettiren tekniktir”(aktaran Karabulut 1378). Karakterin ne düşündüğü anlatıcı tarafından, karakterin iç dünyasında yabancılaşma daha net şekilde ortaya konabilmesi için aktarılmıştır. Güler’i takip ettiği günlerden birinde, Güler gelmeyince sebebini anladığı an bilinç akışı tekniğiyle verilmiştir. “27 Mart Cumartesi yazılıydı. 27’nin yarısı kara yarısı kırmızıydı. Rahatladı. İşte boşuna beklemişti. İnsanların düzeninde bütün ayrıntılar önemliydi. Günlerin adı bile…”(Atılgan 51) burda roman anlatıcısı bizi bilinç akışı tekniğiyle karakterin düşünme sürecine şahit ederek, aslında Bay C.’nin, toplumun yarattığı gün kavramı gibi ortak kavramlardan ne kadar uzak olduğu anlatılıyor. Bay C., içinde yaşadığı toplumun ortaklıklarından koparak, toplumun kendisine de yabancılaşmıştır. Diğer bir toplumsal yabancılaşma örneği ise Bay C.’nin bir dilencinin sigara içmesinin garipliğini gördüğü andır. Anlatıcı gün mevzusunu vermekte kullandığı gibi, Bay C.’nin dilencinin sigara içmesinde garipliği farkedişini de okuru şahit ederken bu sefer iç monolog yöntemini kullanır: “Sigara içiyordu; ama acayip bir içişti bu. Avucunda saklı sigarayı ağzına götürüp çekiyor, bakınıyor, dumanı yere üflüyordu. ‘Vay kerata, saklıyor! Yoksa sigara içen dilenciye para vermezler mi?’”(42). Bay C., dilenciden sigara ister ve toplumun aksine o, para vermek için dilencinin doğruyu söylemesini beklemektedir. “Sigara içen dilenciye para verilmez” kuralını böylelikle kendince yıkmış olacaktır. Toplumun oluşturduğu bu tarz basma kalıp ifadelerden kendini uzak tutan Bay C.’nin bu davranışı aslında o toplumun içinde yaşasa bile, ona ait olmadığını, yabancılaştığını gösterir.
Baş karakterin yabancılaşması sadece topluma karşı değil, toplumu oluşturan kurumlardan aileye de karşıdır. Hem kendi ailesine hemde “eli paketliler” diyerek gerçekte aile kavramına karşı olduğunu gösterir. Karakterin aile kavramına karşı olan tutumu ise diyaloglarla verilmiştir. Güler ile ilk buluşmalarında kendi adı için “Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkası veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor”(61) der. Romanda, baş karakterin adı hiç bir zaman kullanılmamış sadece Bay C. diye hitap edilmiştir. Çünkü Bay C., kurulu olan düzene başkaldıran bir karakterdir ve bu yüzden ailesinin kendisine verdiği ismi veya soyismi kullanmaz. Böylelikle, kendi soyunu reddederek, kendi ailesini reddetmiş, toplumun bu en küçük kurumundan kendini soyutluyarak yabancılaşmış oluyor. Güler’in mutlu bir evlilik hayalini anlattığı kısımda ise “eli paketli” olma korkusuyla C., Güler’in tüm hayalini anlattığı hikayeyle yıkar. Güler’in “Neden bu kadar kötümsersin?” sorusuna “Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun? En mutlu görünenleri bile? […] Üç perdelik dram. Birinci kısım: Dağlar dümdüz. İkinci kısım: Ne çok tepe! Üçüncü kısım: Ova batak.” (76) diyerek cevaplandırır ve böylelikle en mutlu görünen ailenin bile aslında içinde çok sıkıntıları olduğunu, mutsuz olduğunu öne sürer. Diyaloglarından anlaşılacağı gibi, Bay C., gerçek sevgi arayışında olan biridir, ama aile kurarak toplumun bir parçası, bir alt kurumu oluşturmaya karşıdır. Kendini toplumdan soyutlayarak, kendi dünyasını kurmak ister. Bu da yabancılaşmanın belirgin bir göstergesidir.
Son olarak, toplumdan ve onun alt kurumlarından yabancılaşan karakter en son olarak kendine de yabancılaşır. Kendine yabancılaşma ise romanda en belirgin örneğiyle günlük tekniği kullanılarak yapılır. Kumda Ayşe’nin yanında yatan Bay C., bir teori geliştirir: Kuyara ve adako. Kuyara, kumda yatma rahatlığı, adako ise ağaç dalı kompleksidir. Kendisinin aslında Adako olduğunu söyler. Çünkü gövdeden ayrılmak isteyen bir dal gibi görür kendini; köklerinden yani ailesinden uzaklaşmak ister. Tüm roman boyuncada bu kaçış sürer. Ancak Ayşe’nin yanında yattığı zaman Bay C. “Şimdi kumda yattığım için kuyara diyorum. Daha de genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlık” der (127). Alışılmışın, monotonluğun hep karşısında olan anarşist Bay C., burda kendisinden beklenmeyecek birşey yapıyor, ve alışılmış olanın kendisine rahatlık verdiğini söylüyor. Yazar, Bay C.’nin bu alışılmadık durumu okuyucuya Ayşe’nin günlüğü üzerinden aktarmıştır. Önce toplumdan yabancılaşan C., en sonunda kendine de yabancılaşmaya başlamış, bu da günlük tekniği kullanılarak verilmiştir.
Sonuç olarak, Yusuf Atılgan Aylak Adam isimli romanında baş karakterinin yabancılaşma sorununu farklı teknikler yardımıyla vermiştir. Bilinç akışı, iç monolog, diyalog ve günlük gibi tekniklerle anlatımını kuvvetlendirerek, yabancılaşma ele alınmıştır. Bu tekniklerle yabancılaşma ele alınırken baş karakter Bay C.’nin toplumdan, gelenekten veya aileden yabancılaşması en sonunda da kendine yabancılaşması etkili bir dille ortaya konmuştur.
Kaynakça
Atılgan, Yusuf. Aylak Adam. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013.
İlhan, Nilüfer. “Yabancılaşma Olgusu ve Kürk Mantolu Madanno Romanı”. Uluslararası Sosyal
Araştırmalar Dergisi 20 (Kış 2012): 41-59.
Karabulut, Mustafa. “Yusuf Atılgan’ın ‘Aylak Adam’ Romanında Anlatım Teknikleri”. Turkish Studies 7 (Kış 2012): 1375-1387.
Ofluoğlu, Gökhan. “Yabancılaşmanın Teorik Gelişimi ve Tarihsel Süreç İçinde Farklı Alanlarda
Görünümleri”. Kamu-İş 1 (2008): 113-144.