“Beyaz Mantolu Adam”da ve “Eskici”de Sessiz Yakarış

Oğuz Atay “Beyaz Mantolu Adam” hikâyesinde yoksul bir adamın bir gününü anlatarak yalnızlık ve toplumdan yabancılaşma sonucu intihar edişini ele almaktadır. Refik Halid Karay ise “Eskici” hikâyesinde yetim Hasan’ın Türkiye’den Filistin’e gidişini ve orda yaşadığı yalnızlığı, anavatan ve anadil özlemini ortaya koymuştur. Her iki öyküde de ana karakterin yalnızlığı ve toplumdan yabancılaşması benzer özellik olarak ortaya çıkarken ikisinin de bu durumlar karşısında sessiz kalışı kendi içine kapanışı göze çarpıcıdır. Bu yazıda iki eserdeki başkarakterler ele alınırken sessizliklerinin altında yatan sebepler ortaya konmaya çalışılacaktır.

Her iki esere bakıldığında da başkarakterlerin toplumdan dışlanmış kişiler olduğu görülmektir. “Eskici” hikâyesinde Hasan’ın yetim kalışıyla aile erkânı tarafından İstanbul’da istenmeyip Filistin’e gönderilmesi daha hikâyenin başında Hasan’ın istenmeyen çocuk olduğunu gösterir. Daha sonrasında Filistin’de Türk oluşu ve dillerini konuşamaması nedeniyle topluma ayak uyduramaz. “Beyaz Mantolu Adam” öyküsünde ise başkarakter yoksulluğuyla toplumdan dışlanan biriyken bayan mantosu aldıktan sonra bu durum iyice pekişir.  Kadın mantosu denerken “[m]eyhanedeki adam bu kadarını beklemiyordu; birden gülmek zorunda kaldığı için ağzındaki bütün birayı ileri püskürttü. Satıcı kendine geldi: ‘Kadın mantosu bu, hemşerim; sana olmaz.’” (Atay, 2006) denilerek başkarakterin ilk başta satıcı tarafından alaya alınması ve sonrasında ise hem satıcı hem de meyhanedeki adam tarafından kadın mantosu beğendiği için hor görüldüğü açıkça görülmektedir. “Eskici” öyküsünde Filistin’de Türk oluşu ve yetim kalması nedeniyle toplumdan dışlanmış Hasan; “Beyaz Mantolu Adam” hikâyesinde yoksulluğu ve kadın mantosu giyişiyle toplum tarafından hor görülen adam benzer olarak toplumdan dışlanmış ve yalnızlaşmıştır, buna bağlı olarak iki karakterde içine kapanmış ve sessizliği tercih etmişlerdir.

Yabancılaşma, günümüzde genel manada “bireyin toplumsal, kültürel ve doğal çevresi üzerinde öz denetimini kaybetmesi ve giderek çaresiz kalarak yalnızlaşması” ya da “kişinin kendisini bir topluma veya bir gruba ait hissedememesi” olarak tanımlanabilir (Ofluoğlu, 2008, s.114). İki esere bakıldığında da başkarakterlerin toplumdan dışlanması sonucu yalnızlaştığı ve sonuç olarak toplumda kendilerine yer bulamayarak içinde yaşadıkları topluma yabancılaştıkları görülmektedir. “Beyaz Mantolu Adam” öyküsüne bakıldığında girişte betimlenen cami avlusunda, oradaki insanları dışarıdan bakan bir gözle ele alıp başkarakterin hiçbiri gibi olmadığı ya da olamadığı belirtilirken “[c]aminin duvarına yaslanmaktan başka ilgi çekici bir eylemde bulunmuyordu” (Atay, 2006) denilerek de dilencilerin arasında dahi yer bulamadığı gösterilir. Hikâyenin devamında hamallık, canlı vitrin mankenliği gibi işlerde kısa süreli çalıştıysa da hiç birinde süreklilik sağlayamamıştır. Hikâyenin başından sonuna kadar devamlı mekân değiştiren beyaz mantolu adam, aslında çok sık mekân değişikliği yapışını kendini ait olduğunu hissedecek bir yer arayışı olarak değerlendirilebilir. “Eskici” hikâyesinde Hasan’a topluma yabancılaşma bağlamında bakacak olursak “[a]nlamaya başladığı Arapçayı, küçücük kafasında beliren bir inatla konuşmayarak sustu. Daha büyük bir tehlikeden korkarak deniz altında nefes almamaya çalışan bir adam gibi tıkandığını duyuyordu, yine susuyordu” (Karay, 2007) cümleleri Hasan’ın topluma yabancılaştığını gösteren en bariz örnek olarak göze çarpar. Anlasa dahi konuşmaktan kaçınması, verilen deniz altındaki adam benzetmesinde olduğu gibi nefessiz kalıyor gibi hissetmesi Hasan’ın içinde yaşadığı topluma kendini adapte edememesini, orayı yaşanabilir olarak göremediğini gösterir. Eve gelen eskiciyle susmadan konuşması anadiline özlemi gösterdiği gibi konuşmaya olan açlığını da ortaya çıkarır. Her iki hikâyede de karakterlerin topluma yabancılaşmaya tepkisini suskunluk olarak ortaya koyuşu bu bağlamda dikkat çekicidir.

Bu yazıda Atay’ın “Beyaz Mantolu Adam”, Refik Halid Karay’ın “Eskici hikâyelerinde ele aldıkları başkarakterlerin yaşlarının, koşullarının ve mekânlarının farklılığına rağmen farklı sebeplerden dolayı toplumdan kabul göremeyerek yalnızlaşarak topluma yabancılaşmaları ele alınmıştır. Her iki karakter de yabancılaşma sonucu içine kapanmış, bu duruma benzer bir tepki vererek beyaz mantolu adam da Hasan da konuşmamayı, yaşanılanlar karşısında sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Sonuç olarak, her iki hikâyede başkarakterlerin sessiz kalışlarının altında yalnızlaşma ve topluma yabancılaşma yatmaktadır. İki hikâyenin sonunda da suskunluklarına daha fazla dayanamayarak başkarakterlerden beyaz mantolu adam intiharı tercih ederken, Hasan eskiciyle beraber ağlamıştır.

Kaynakça

Atay, O. (2006). Beyaz Mantolu Adam, Korkuyu Beklerken. http://oykumetni.blogspot.co.uk/2006/11/beyaz-mantolu-adam.html.

Karay, R. H. (2007). Eskici, Gurbet Hikayeleri. http://sevimli.blogcu.com/eskici-refik-halit-karay/219391.

Ofluoğlu, G. (2008). Yabancılaşmanın Teorik Gelişimi ve Tarihsel Süreç İçinde Farklı Alanlarda Görünümleri, Kamu-İş  (s. 113-144).

Yorum bırakın