Uzun zaman oldu, kalem kağıt bana küstü. Ben duyurmak istemedim aklımdakileri, diğerleri de duymak istemediler zaten. Ama şimdi kırıyorum bunu, yazıyorum ama amacım duyurmak değil, okunmak hiç değil, sadece akıtmak. Aklımdakilerin ağırlığından kurtulmak.
Hani bir şey yapmak isterseniz ama kafanızda o kadar büyütürsünüz ki yapamazsınız ya, bende şimdi bunu kırıyorum. “Ya şöyle olursa ya böyle olursa”larımdan kurtuluyorum. Kendimi azat ediyorum.
Bir şey anlatmaya çalışmıyorum, aktarmaya ya da yönlendirmeye çalışmıyorum. Kendim için yazıyorum ve de kendisine devamlı akıl verilmesinden, düzeltilmekten, eleştirilmekten bıkkın olanlara. Çünkü ben kendime söyleniyorum, başkasına değil.
Dönelim konuya diyeceğim ama ortada bir konu yok, zihnimin çeperlerine çarpan kelimeler var sadece. Tek bir konuya bağlı kalmadan yazıyorum bu da benim kendimi özgürleştirmem. Devamında yazacağım şeyi kısıtlamıyorum. İstersem son dönemdeki çocuk cinayetlerinden insanlığın çalınan masumiyetinden bahsederim, istersem siyasallaşan dinden ve siyasetin dini nasıl asimile ettiğin bahsederim, istersem yükselen dolardan, istersem çakılı kalan Bitcoinden bahsederim, istersem de sadece uçan bir kelebeğin kadifemsi kanadının rüzgardaki süzülüşünü yazarım uzun uzun. Ama şimdi hiç birinden bahsetmek istemiyorum.
Sadece bir girizgah…
Sadece basit bir merhaba demek istiyorum, biriyle göz göze gelip gülümsediğimde karşımdakinin yüzünde oluşan gülümseme gibi. Sokakta bir bebeğin el sallamasıyla günün güzelleşmesi gibi. Ansızın ve beklenmedik bir iyilik gibi.
Sıcak ve sade bir merhaba.