Modern Toplumda Yabancılaşmanın Bir Sonucu Olarak Flanörlük: Aylak Adam Örneklemi

Sanayi öncesi şehirlerde sosyal yaşantı kırsaldan farklı değildir.  Sosyal norm ve değerler oldukça yavaş değişir; sosyal ve coğrafî hareketlilik yok denecek kadar azdır. Bireysellik değil, “biz” duygusu hâkimdir. İngiltere’de doğan ve yayılan sanayileşme ile birlikte şehir anlayışı da değişmeye başlamıştır. Bu değişim süreci modernleşme denilerek Avrupa ile sınırlı kalmayıp tüm dünyayı etkisi altına almıştır.

Modernleşme çok yönlü bir kavram olup içerisinde birçok farklı ama birbiriyle bağlantılı süreçleri bünyesinde barındırır. Best ve Kellner’ın Post-Modern Teori, Eleştirel Sorunları’nda belirttiği gibi bireyselleşme, sekülerleşme, kültürel farklılaşma, metalaşma ve kentleşme modern dünyanın köşe taşlarıdır (alıntılayan Göktürk ve Günalan 128). Bu faktörler toplumu derinden etkilemiş ve modernleşen toplumlarda insanların, kozmik bütünlükten kopmasına sebep olmuştur. “Dünyanın büyüsünün çözülmesi” (Göktürk ve Günalan 127) olarak adlandırılan kopma süreci, toplumsal sistemlerin yerinden çıkarılması, zaman ve mekânın birbirinden ayrılması, zamanın içinin boşaltılması, insanın ilişkili olduğu dünyadan koparılması ve yapayalnız kalmasını şeklinde gelişir. Tüm bunların sonucu olarak yabancılaşma, modern toplumun bir sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Yabancılaşma tarihsel süreç içerisinde birçok farklı alanda görülmüş ve yorumlanmıştır. Modern hayatın getirdiği yabancılaşma ise bireyin toplumsal, kültürel ve doğal çevresi üzerinde öz denetimini kaybetmesi ve giderek çaresiz kalarak yalnızlaşması” ya da “kişinin kendisini bir topluma veya bir gruba ait hissedememesi” olarak tanımlanabilir (Ofluoğlu 114).  Yani yabancılaşma, sanayinin gelişimine ayak uydurmak için hızla gelişen kent hayatına insanların adapte olamayışı sonucu ortaya çıkmıştır. İnsanlar, kalabalıklar içinde giderek yalnızlaşarak içinde yaşadıkları topluma ve kendilerine yabancılaşmaya başlamışlardır (136).

Modernleşen toplumda sosyal yapı farklılaşmış, toplumdan yabancılaşmış bir insan tipi ortaya çıkmıştır. Walter Benjamin de üstünde durduğu gibi modern topluluklarda şehrin, fiziksel etkisinin dışında insanlar üzerindeki ideolojik etkisinin sonucu olarak (Türkmenoğlu 31) özellikle modernleşmenin sonuçlarının etkin olarak görüldüğü büyük şehirlerde ilk olarak Baudelaire tarafından kullanılmış Fransızcadaki anlamı ‘avare gezen’ olan flanör tip ortaya çıkmıştır. Modernleşen kentlerde topluma karşı kendini yabancılaşmış hisseden flanör, toplumdaki problemleri görüp topluma daha çok yakınlaşmaya çalışır. “Kalabalıklara dalar, insanlarda, onların yüzlerinde, gözlerinde bir çıkış arar sessizce sorar: Neden çalışıyorsunuz? Bu telaş bu hız neden? Nereye koşuyorsunuz? Zamanınızı kim çaldı? Yanıtsız kalan sorulara verdiği yalnız kalan yanıtlarıyla aylak böyle doğar” (Çetinkaya 23). Flanör tipin kendine has özellikleri vardır. Modernleşen toplumlarda kalabalıkların içinde yaşayıp kendini kalabalıklardan soyutlayan, çevresine eleştirel bakarak modern toplumun sorunlarını ortaya koyan ve modern toplumun getirilerine kafa tutan, asi biridir. Bunların yanı sıra tembel ve işsizdir ama paraya muhtaç olmayan biridir. Baudelaire flanör tipin bu özellikleri “[F]lanör gerek büyük kentin, gerekse burjuva sınıfının eşiğindedir. Henüz bunlardan birine yenik düşmüş değildir. Flanör, sığınağını kitlede arar.” diyerek özetlemiştir (Özbek 97).

Yusuf Atılgan, Aylak Adam romanında sanayileşmeyle toplumsal bağları zayıflayan ve modernleşmenin etkisi altına giren İstanbul’da kendisine toplumda yer bulamayan bir adam üzerinden modern hayatın ve dönemin sorunlarını eleştirel bir dille ortaya koymuştur. Yazar bu eserde Bay C.’nin tüm bu eksiklerin içinde tutunulacak bir dal, bir değer olarak “gerçek sevgiyi” arayışını ele alır. Bu çalışmada, Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam romanında Bay C.’nin topluma yabancılaşmış oluşu ve bir flanör olarak karakter özellikleri ele alınacaktır.

Flanör, modern toplum eleştirisi yapılmak için romanlarda kullanılan metropolitanda yaşayıp topluma yabancılaşmış, toplumsal gözlemleriyle modern toplumun sorunlarını ortaya koyan ve bunlara kafa tutan ama işsiz ve asi tiptir. Gözlemleri ve toplum eleştirisi için ön koşul olarak kentteki toplumdan yabancılaşmış olma gerekliliği Bay C. için geçerli bir durumdur. Öncelikle İstanbul’da ve daha özelde eleştirilerin merkezinde Beyoğlu’nun bulunması Türkiye’de modernleşme eleştirisi yapmak için en uygun mekân seçimidir. Romanda Bay C.’nin modernleşen topluma karşı yabancılaşmış olduğunu ise iç monologlarından ve gözlemlerinden anlaşılmaktadır. Güler’i takip ettiği günlerden birinde, Güler’in gelmeyişinden sonra “27 Mart Cumartesi yazılıydı. 27’nin yarısı kara yarısı kırmızıydı. Rahatladı. İşte boşuna beklemişti. İnsanların düzeninde bütün ayrıntılar önemliydi. Günlerin adı bile…”(Atılgan 51) diyen Bay C.’nin düşünme sürecine okuyucu da şahit edilerek, aslında Bay C.’nin, toplumun yarattığı gün kavramı gibi ortak kavramlardan ne kadar uzak olduğu anlatılıyor. Bay C., içinde yaşadığı toplumun ortaklıklarından koparak, toplumun kendisine de yabancılaşmıştır.  Bay C’nin topluma yabancılaştığı bir diğer an ise bir dilencinin sigara içmesini garip bulduğu andır. Anlatıcı gün mevzusunu vermekte kullandığı gibi, Bay C.’nin dilencinin sigara içmesinde garipliği fark edişini de okuru şahit ederken yine iç monologlarını kullanır: “Sigara içiyordu; ama acayip bir içişti bu. Avucunda saklı sigarayı ağzına götürüp çekiyor, bakınıyor, dumanı yere üflüyordu. ‘Vay kerata, saklıyor! Yoksa sigara içen dilenciye para vermezler mi?’”(42). Bu durum sonrasında Bay C., “sigara içen dilenciye para verilmez” genel yargısını toplumun oluşturduğu basmakalıp ifadelerden biri olarak görerek bu algıyı kırmak istemiştir. Dilenciden sigara ister ve toplumun aksine o, para vermek için dilencinin doğruyu söylemesini beklemektedir. Böylelikle kendince bu tabuyu yıkmış olacaktır. Toplumun oluşturduğu basmakalıp ifadelerden kendini uzak tutan Bay C.’nin bu davranışı aslında o toplumun içinde yaşasa bile, ona ait olmadığını, yabancılaştığını gösterir.

Flanörlük bağlamında eseri ele alacak olursak bir diğer husus ise Bay C.’nin karakter özellikleridir. Benjamin’e göre “flanör görünüşte tembel, özünde bir gözlemcinin uyanıklığı ile donanmış kişidir.” (alıntılayan Korat 2). Benjamin’in görüşüne uygun olarak Bay C. tembel, kendi tabiriyle “aylak”tır ve babasının kendisine bıraktığı servet sebebiyle maddi sıkıntısı yoktur. Kendine sokaklarda gezerek gözlem yapmayı iş edinmiştir. Arkadaşı Sadık’ın atölyesindekilerle konuşurken üç gün boyunca bir işe girdiğini, işinin sokak isimlerini toparlayıp üstlerinde düşünmek olduğunu söyleyen C. bahsettiği ‘İki Öküzler Sokağı’ ve orada yaşayan insanlar için “Şarlo’nun ‘Easy Street’ dediği sokaklardan. Ben ‘eli paketliler’ sokağı diyorum. Komşusunun saygısını yitireceğinden başka sıkıntısı olmayanlar yaşar burda.” (Atılgan 14) der. O sokaktan sık sık geçen insanların bile fark edemediği bir ayrıntıya dikkat çeken C., Baudelaire’in da dediği gibi kentin sokaklarında dolaşarak insanların hayatlarını gözlemler. Bir flanör tiplemesinin Bay C.’de görülebilecek diğer bir karakter özelliği ise asiliktir, bu aynı zamanda Bay C.’yi topluma yabancılaşmasına neden olur. Çünkü herkesçe kabul görmüş, toplumun geneline yayılmış kurallar ona o kadar sıkıcı gelir ki kendisi için hep çıkış noktası arar.  Bu durum daha önceden bahsedilen “sigara içen dilenciye para verilmez” kuralını kırmaya çalışmasından anlaşılabilir. C’nin başka bir karşı olduğu durum ise toplumda insanların birbirlerini koyduğu sınıflandırmalardır. C., kendisine zengin olup olmadığı sorulduğunda zengin olmadığını, paralı olduğunu söyler (81). Burada da kendini zengin demeyerek toplumsal sınıflandırmalardan kendini soyutlar. C.’nin rutin hayata  ‘karşı’ tutumu, onun herhangi bir kalıba ya da sınıfa sokulmasını engelleyerek, ona topluma tepeden bakan eleştirel bir yön kazandırmıştır.

Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam romanında, toplumun içinden biri olan Bay C.’nin gözünden modernleşme süreciyle beraber değişen toplumsal yapı ele alınmıştır. Benjamin, Baudelaire gibi modernist düşünürlerin modern kentlerde ortaya çıkan flanör tipini Atılgan romanında, başarılı bir kent ve topluluk tasviriyle vermiştir. Bay C. topluma yabancılaşmış olması ve işsizlik, asilik, gözlemci olma, tembellik gibi karakter özelliklerine sahip olması yönüyle flanör tipini yansıttığı eserden örneklerle ortaya konmuştur.

Kaynakça

Atılgan, Yusuf. Aylak Adam. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013.

Çetinkaya, Hüsamettin. “Devletsiz Düşünce”, Flanör Düşünce. Der. Hüsamettin Köse. İstanbul: Ayrıntı Yayıncılık, 2012.

Göktürk, İsmail ve Mustafa Günalan. “Modern ve Geleneksel Değerler Arasında Yabancılaşan İnsan”. Selçuk Üniversitesi Karaman İ.İ.B.F. Dergisi 11 (2006): 127-143.

Korat, Gürsel. “Flaneur”. 3 Ekim 2008. http://gurselkorat.blogspot.com/2008/10/flneur.html. 14 Kasım 2013.

Ofluoğlu, Gökhan. “Yabancılaşmanın Teorik Gelişimi ve Tarihsel Süreç İçinde Farklı

Alanlarda Görünümleri”. Kamu-İş 1 (2008): 113-144.

Özbek, Meral. “Walter Benjamin’i Okumak – III”. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 55

(2000): 83-110.

Türkmenoğlu, Dilek. “Eleştirel Süreçte Modernizmin İki Öncü Kuramcısı: Baudelaire Ve

Benjamin.” Sanat Dergisi: Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 10 (2006): 28-33.

Yorum bırakın