Her Kaosun Kazananı ve Kaybedeni Vardır!

1963227

2018 ekonomik anlamda Türkiye için maalesef kötü bir yıl olarak tarihe geçti. Yükselen enflasyon ve işsizlik verileri, artan döviz kurları, yüksek faiz oranlarıyla sadece ticari işletmeleri değil toplumun her kesimini derinden etkileyen bir dönem oldu. Dolar sene başından bu yana %65 oranında arttı, Türk lirası devalüasyona uğradı (Dolar seneye 3.76TL ile başlarken bugün (8 Ekim) 6.20TL). Resmi kaynaklardan açıklanan enflasyon %24.52 iken konu hakkında başka çalışmalar %77 gibi çok daha yüksek rakamlardan bahsediyor (Johns Hopkins Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Steve Hanke’nin “Turkey’s Annual Inflation Rate” tablosunu inceleyebilirsiniz).

Tüm bu gelişmeler şüphesiz herkesi etkiliyor, Türk Lirasının değer kaybetmesi demek cebimizde ki paranın da erimesi anlamına geliyor, diğer bir deyişle fakirleşiyoruz. Tüm bu gelişmeler piyasada durgunluğa neden oluyor, çünkü psikolojik olarak krizi beklemeye başlayan halk, para hareketini durağanlaştırıyor, alımlarını erteliyor, parayı yastık altında biriktirmeye başlıyor. Dolayısıyla satışlar düşüyor, ürününü satamayan dağıtıcı imalatçıdan ürün alamıyor, stoku şişmeye başlayan imalatçı ise üretimi durduruyor, üretim durduğu anda işlemeyen makinalar zarar ettirmeye başlıyor. Ve sonucunda devamlı konkordato ilanları duyuyoruz. Temelde sorun stok maliyetlerinin yüksek faiz oranlarından dolayı artması, tahsilatların sağlanamaması ve neticesinde nakit akışının sağlıklı olmamasından kaynaklanıyor. Tüm bu sorunlar birbirini tetikliyor. Bu yüzden, 2009 yılında ki “Alın verin, ekonomiye can verin” kampanyası aslında bugün de para hareketlerini arttırarak krizden çıkışın en temel reçetesi olabilir.

Piyasada bazı şirketlerin talihi bu dönemde gülmedi. Pek çok farklı sektörden büyük küçük demeden birçok firma iflas bayrağını çekti. Konkordato ilan eden şirketlerin arasında en çok inşaat firmalarını görsek de içlerinde uluslararası FleetCorp, Astaldi (İtalyan şirket Yavuz Sultan Selim Köprüsü Ortağı) gibi şirketlerle Keskinoğlu, Hotiç gibi bilindik markalar da var. Bunlar şüphesiz bu dönemin kaybedenleri. Peki ya kazananları?

İndirim marketleri bu dönemin kazananları olarak görünüyor. BİM, A101, ŞOK gibi indirim marketleri bu dönemde de şube ağını genişletmeye devam ediyor. Hatta BİM, File marketle perakendeye yeni bir markayla giriyor, File marketler hızla yayılıyor. Yüksek enflasyon alım gücünü etkilediği için indirim marketlerinin cazibesi artıyor. Bu marketler, toplu alımlarla üreticinin biriken stokunu ucuza mal ederek karlılığını koruyor. Toplumda oluşturdukları algı sebebiyle artık kıyasa gerek kalmadan en ucuzunu sattıkları varsayılıyor, aynı fiyatla satışlarda dahi pazar avantajı onlardan yana oluyor.

Ekonominin aynı düzeyde ilerlediği dönemlerde pazar avantajı sağlamak zordur, ama kriz dönemleri birileri için çetin bir var olma savaşına dönerken bazısı için yeni yatırımlar ve ataklar dönemi oluyor. Yüksek enflasyon, artan işsizlik bunlar tabii ki de olumlu olarak yorumlanamaz, ancak her kaosun kazananları ve kaybedenleri olduğu bir gerçek.

Birisi “Her Kaosun Kazananı ve Kaybedeni Vardır!” üzerinde düşündü

  1. Çok güzel ozetlemissiniz fakat çok önemli bir ayrıntı atlanmis: hukukun üstünlüğü ilkesinin çiğnenmesi özellikle mülkiyet hakkının gaspı dış yatırımcıları kaçırıyor. çevrim içi ekonomi ile ancak bu kadar dayanabilirsiniz. Yatırımcı çekmek için adaleti tekrardan tesis etmek gerekir. Yoksa anlattiklariniz iktisat ve çalışma ekonomisi açısından doğru. Yalnız artık adalet ya da hukuk bu işin ana malzemesi olmuştur. Saygilarimla

    Beğen

Yorum bırakın